Folik Asit Bebesinden Sakinleştiricisi Bol Anneye....

Uzun bir aradan sonra merhaba Millet-i Şahaneler…

Arkadaşım bu nasıl başlık dediğinizi duyar gibiyim..Ama maalesef ki gerçekler acıdır..Bu yazı bizim neslin annelerine armağan olsun..Yalnız değilsiniz arkadaşım…Sizi anlayan biri var burada demek istedim..

Millet haftasonunu kaçamağı yapar oraya buraya gider, bendeniz mahallemin sınırları içerisinde size yazı yazmak adına nefes kaçamağına çıkıyorum..Şimdi diyeceksiniz kim sana çocuk yap dedi! diye ama ben bir güzel kulak arkası edip, kocama şükranlarımı dile getireceğim, zira kendisi olmasa değil evden çıkmak tuvalete bile gidemezdim…

Şimdi eskilerin lafına gelecek olursak ;çocuk evin altın topu olabilir amma velakin o çocuğuna, nesline göre değişiyor mirim… Nasıl mı ? Şöyle ki; biz zamanında otur çocum,sus çocum,baban kızar çocumlarla büyüdük..Hatırlıyorum da yerinden kalkabilirsin demedikleri için üstüme işemiştim (şaka şaka mübalağa benimkisi) Bir adet bebekle değil günler, aylar geçirirdim… Tamam yemek yemezdim ama uyku problemim bile yoktu..Zira akşam sekizde gözlerimi açık görebilen pek olmuyordu çünkü…

Şimdi gelelim benim kıza ve diğer tüm 2017 ve sonrasında doğanlara; şimdi bu nesil FOLİK ASİT bebeleri olarak bilinmekte; doğumlarından itibaren anaaaanelerini ve babannelerini şaşırtmaktadır; Hemen bekletmeden nasıl olduğuna geçiş yapıyorum…

Efendim bizim zamanımızda doğumdan sonra kafamızı kaldırana kadar uyumazlarmış..Sebep? Bebek boğulupta ölmesin diye…Düşünün yani nasıl acizsek başımızda beklerlermiş..Peki bu nesil ? Anacım hatun daha içerdeyken kafayı kaldırıyordu, değil hissetmek görebiliyordunuz Emma’yı…Şimdi pek çok seveceğiniz doğum anıma geçmek istiyorum..Kocamın askerlik anısı varsa bende kapı gibi çocuk doğurdum ama değil mi :D

Bakınız ben bu çocuğu 34 hafta 6 gün, içimde her türlü şiddete rağmen tuttum.. (zira benim kız pek sakin değildi, allah sizi inandırsın çiş torbama yaptığı baskıdan mütevelli tuvalete yakın yerlerde erketeye yatıyordum malum tedbiri elden bırakmamak lazım…)Yetmezmiş gibi koskoca 5 günde doğurdum…

Emma dışarı çıkmak için , doktorum tut içinde diye zorladı beni..Bir de ciğerleri gelişsin küçük hanımın aman küveyze girmesin diye 2 gün kortizon vuruldum..Yetmedi üstüne kaymaklı kadayıf gibi epiduralim tutmadı… AYYYY ne tatlı değil mi …!! O kadar kortizon basarlarsa tabi ulaşmaz sinirlerime iğne..Düşünsenize balona nasıl helyum basarsınız gerilir .. hıh işte o ben, bi uçmayım diye ayağıma rafya bağlamadıkları kalmıştı..Her neyse hayatımda hissettiğim en mükemmel acıyı da yaşadıktan sonra, nihayet küçük hanım emeline ulaştı ve aramıza katıldı..(Çok şükür rabbime ölürüm onun için o ayrı ama sonuna kadar isyan…)

Şimdi gelelim kızımızın naçizane özelliklerine; kendisi arada sırada ballı çörek, çoğu zaman acılı lahmacun….Çok hareketli olduğu gibi ek olarak da Dilemma'ların elçisi... Nasıl mı?

Örneğin yer, yemez, bununla da kalmaz uyumaz ,açtırmaz ,açtırır kapattırmaz ,oturur otutturmaz….Bendeniz -meli -malı yaşarken kendisi -mez -maz krallığının prensesi olarak hayatına mutlu mesut devam eder….Prensesim mutlu ola dursun ben ise her ay miligrama miligram ekleyeyim..

O konuya da hemen giriş yapıyorum; Emma’yı eve getirdiğimiz ilk akşamdan itibaren kendisinin 2018’de İngiltere’yi vurucak olan Emma Kasırgası ile uzaktan bir tanışıklığı olabileceğine inanmasakta, artık bu konu üzerinde eşimle hemfikiriz ki; tanışıklıkları olmuş…Zira ikisinde de aynı yıkıcı etkiyi görebiliyoruz..Şöyle izah edeyim; ilk gece karnı tok, altı temiz olduğu halde ağlamaktan gram gram eriyen Emma’nın niyetini anladığımız an, bende yıkım zilleri çalmış; uyku, yemek, sükunet raflardaki yerini, uykusuzluk, açlık ve asabiyet gibi kavramlara bırakmıştır..Kendisi bir koala gibi üstüme yapışmış ve o gün bu gündür ayrılmamakta ki ısrarına devam etmiştir; Sevgili çok sevdiğim ve saygı duyduğum çocuk doktorumuz Kudret Kulak bunun normal olduğunu söylemiş; erken doğum olduğu için çocuk senden ayrılmaya hazır değil diyerek teşhisini koymuştur…Ne tatlı değil mi…Halbukisi küçük Emma’cık 6 aylıkken gelmeye teşebbüs etmiş ancak anası doğum sancısını gaz sancısı ile karıştırdığı için içerde tıkılıp kalmıştır..

Mukatterat!!! Kudret beyciğim kendini bu teşhisle avuta dursun; yukarıdaki yani Rabbim sen misin kızı içerde tutan deyip, burnumdan fitil fitil getirip; azıcıkta kucağında taşı diyerek beni hem kutsamış hem de cezalandırmıştır..Takdir edersiniz ki 2.080 gram ile 14.00 kg arasında ciddi bir fark olmakta, ben ise aynı kiloda yerimde saymaktayım 40.

Şimdi o sıralarda benim akli dengemde oluşan zelzeleler sonucu, naz niyaz çekememeye başlamıştım çünkü kızımız durmadan ağlamakta idi hatta o kadar ağlıyordu ki mahalledeki kadınlar Emma’nın ciyak borusunu duyar duymaz yemek sofrasını kuruyorlardı; biliyorlardı ki akşam saat 7 ve Emma asla yanılmazdı.

Emma’nın rekor kırdığı bir gün yani aralıksız 7 saat 22 dakika ağladıktan sonra, İzmir’lilerin tabiri ile benim asfalyalarım atmış.Öncelikle çok saygıdeğer eşimi arayıp, GEL KIZINI AL,ÇÜNKÜ BEN BALKONDAN ATLAMAYA KARAR VERDİM.. dedikten sonra, kayınvalidemi de arayıp BU ÇOCUĞUN BEYNİNDE KESİN BİR ŞEY VAR,SUSMUYOR BEN NE YAPACAĞIM BİMİYORUM’u da ekleyip; kayınvalidemde ufak bir panik atak krizi yaşatmış, eşime ise avrupa yakasını anadoluya bağlamışçasına bir hızla evde olabilicek şekilde nitrojeni enjekte etmiştim..Ama bu bana yetmiş miydi? Tabi ki yetmemişti…Doktorumuz Kudret Kulak’a ise ben çekiyorum al sende çek diyerek, Emma’nın 5 dakika süren ağlamaktan morarmış videosunu da yolladıktan sonra ufak bir tatmine ulaşıp, kendimi koltuğun üzerine bırakmıştım..

Ne mi oldu? Kocam eve gelip çocuğu benden aldı.Kayınvalidemin tansiyonunda Brezilya dalgası yaşandı ve sevgili doktorumuz Kudret Bey; bizi ertesi gün muayeneye çağırdı.

Gittik!! Demez mi bu çocuk gayet sağlıklı, akıllı, gayet normal….Ben dedim ki E BİZ NE YAPACAĞIZ BU DURUMDA?;al dedi seni anca bu kurtarır…O NE DEDİM…Sakinleştici dedi…….Evet Folik Asit Bebesi Sakinleştiricili Anneye geçiş yapmıştı…Bu olay olduğu zaman kız 6 aylıktı.Şimdi ise 27 aylık…

Bu süreçte çok bişiy değişmedi aslında; Emma aklına akıl, yaramazlığına yaramazlık eklemiş, küçücük ağzından çıkan pabuç gibi dille bana cevap vermeye başlamıştı..Ben ise 10,20,30 diye diye miligramlarıma miligram eklemiştim….

Yetti mi?Yetmedi tabi ki uykusuzluk, yorgunluk ve başarısızlık hissi bu sefer de endorfin salgılayan başka maddelere yöneldi.Bunlar ne mi? Çikileta,kesmedi mi?alkol…

Şu an ‘ayıp kızım sana böyle çocuk mu yetiştirilir’ diyen teyzelere sesleniyorum…Bu neslin çocuğu anca bu şekilde yetiştiriliyor…Sakin kalmak, anlayışlı olmak, bir birey yetiştirmek kolay değil ve kolaylaştırabilmek için ise gerek sakinleştirici, gerek çikileta gerek ise alkol alıyorsunuz çünkü karşınızda ki küçük Prens/Prenses sizin sahip olduğunuz beyni, algıyı ve sabrı zorlamakta, siz ise yarın öbür gün çocukta travma olmasın diye susmaya gayret etmektesiniz..Düşünün yokuş aşağı inen bir arabayı...Düşündünüz mü? hıh işte ona frene basıyorsunuz..Araba duruyor ama size de bir güzel sövüyor işte…

Velhasıl bizim neslin en zorluk çektiği konu çocuğu yetiştirmek ;belki bez yıkayıp kaynatmıyoruz..Belki çok seçeceğimiz var ama zaat-ı ananeler babaanneler bizim de çocuklar pek akıllı beya…Kaale almaz ,işini görene kadar dayı der sonra suratına bakmaz…E peygamber de olmadığımıza göre; bize de sabır gerektiğine göre, bu sabır denilen illette ‘ay kendimi çok tahammülsüz hissediyorum bi gidiyim de bana sabır versinler’ diyebileceğiniz bir durum olmadığına göre… E o zaman Şerefe en zaat-ı şahaneler en ballı börekler…

Not:

Bu yazım bizim neslin annelerine hitaben yazılmıştır…Esin kaynağım ise; okuduğum bir anekdottur ve gerçektir..

Bakınız..Kızımız doğum yapmış, annesi yardıma gelmiştir..Kısa bir süre kalıp gitmiş ancak kızı ile her gün düzenli konuşmuştur..Kızı önce sakinleştirici sonra alkol almaya başladığını söyledikten sonra Annane paniklemiş ve bu kız torununa bakamıyor diyerek soluğu kızının evinde almıştır..Ancak bu süreçte bebek büyümüş ve yaşını almıştır…Gelir gelmez öğütlerine başlayan annane ;kızım sakinleştirici alıyorsun, bir de alkol alma, çocuğa bakamayacaksın demeye başlamış ancak kızı rutinini bozmamıştır…Bir haftanın sonunda ağlamaktan susmayan ve hiç bir şekilde tatmin olmayan torununu gördüğünde ise dönüp kızına; bir bira içelim mi diye sormuştur…Davulun sesinin uzaktan hoş, yakından kulak zarını tehdit ettiğini anladıktan sonra; kızı ve diğer anneleri eleştirmeyi bırakmıştır….

E ben yeterince yazdım… Siz konunun anlam ve önemimi getirin ama değil mi..Yargı yargıca,Yargıç gerçek duruma bakmalıdır der, birini yargılamadan önce durumuna şartlarına bakın ve öyle karar verin diye ekler, en sonunda da

saygılarımı sunarım….

Sevgiler,Hürmetler

Mimithemama

65 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör